• HOŞGELDİNİZ..
    Ne yani, anlaşarak mı evleneceğiz, diyebilirsiniz... Anlaşmadan, beğenmeden evlenmek mümkün mü? Tabi ki birbirinizi tanıyacak, beğenecek ve anlaştığınıza emin olduktan sonra evlilik kararı vereceksiniz... İlk adımı BURADAN ÜYE OLARAK siz atın. Belkide mutluluk size bir tık kadar yakın...

Rize evlilik ve düğün gelenekleri

ad@min

Yönetici
Admin
Moderatör
Üye
Konum
Türkiye
RİZE'DE EVLİLİĞE HAZIRLIK

EŞ BULMA-EŞ SEÇME-SEVDALANMA

Diğer bölümlerde olduğu gibi burada da değişim öncesi devirlere ait gelenekleri tesbit etmeye çalıştık. Herşeyin süratle değişmeye başladığı 1950 li yıllardan önceye inmeye gayret ettik. Bu bölümde anlatılanlara 10 kadar yaşlı insan kaynaklık etmiştir. Kaynak kişiler merkez ilçenin bütününü temsil etsin diye Salaha, Ortapazar, Kendirli ve Gündoğdu bölgelerinden seçilmişlerdir. Eskilerin eş seçmede fazla şansları yoktu. Eş seçimini aile büyükleri yapardı. Bu konuda erkekler biraz daha şanslı sayılırdı. Evlenmenin en dramatik yönü kızın sevmediği, istemediği birine verilmesi idi. Eskiden de kızlarla erkeklerin birbirini görüp tanımalarının pek çok fırsatı ve ortamı bulunuyordu. Hiç birbirini görmeden, tanımadan da evlenenler yok değildi. Evlenen kimseler genellikle ya komşu ya da hısım akrabadan biri veya hısım akrabanın komşuları olurdu. Komşular birbirlerini çocukluktan beri tanır ve hatta çocuk oyunlarından beri birbirlerine ilgi duyup ilerde sevdalanıp evlenenler olurdu. Anne ve hala tarafından hısımlıklar da karşılıklı gidip gelmeler sayesinde tanışmalara fırsat hazırlardı. Evli ablalar ve gelinler de bu tür evliliklere aracılık ederlerdi. Eskiden de kız ve erkeğin birbirleri ile iletişim kurabilecekleri pek çok ortam oluşurdu. Fakat bunlar büyük bir gizlilik içinde yapılırdı. Tabir caizse bu iletişim görülmez fakat sezilirdi. Düğünler ve imeceler bu iletişim için iyi bir fırsattı. Erkek, bir kıza sevdalanmışsa o kıza kimse yaklaşmazdı. Kız ve erkeğin birbirlerine gönülleri olduklarını belirtecek pek çok yol vardı. Oğlan sık sık kızın çevresinde görülür ve kız da buna karşılık verirse sevdahk başladı demektir. Horonda sevdalılar kol kola horon ederler. Eğer kızın koluna yabancı bir erkek girerse kız horondan çıkar. Erkeğinde aynı işi yapması beklenir. Eğer kız mendilini erkeğin eline bırakır ve erkek de bunu kabul ederse sözlü gibi olurlar. Bazan bu işleri kızın yengesi ayarlar. Dışardan yapılan müdahalelerle kimin kiminle horon edeceği ayarlanır.

Sevdalılar ille de evlenecek demek değildir. Kızı bini ister biri alır. Kız için uygun bir talipli çıkarsa anne baba kızı evlendirir, sevdalıların yapabileceği bir şey yoktur. Nadiren görülen kız kaçırma dışında her iki taraf bu kadere boyun eğer.

Rize'de islam dininin müsade ettiği kişilerle evlenilir. Yakın akraba arasında evlenme yasağı yoktur. Aralarında süt kardeşliği yoksa, amca ve teyze çocukları birbiriyle evlenebilir.

BEŞİK KERTME
Çok az görülen bir şey olsa da Rize'de de "Beşik Kertme" olayı vardır. Daha bebeklik çağında çocukların birbirleri ile evlendireceklerine dair aileler birbirlerine söz verirlerdi. Çocukları da buna inandırırlardı. Beşik Kertme kızı, kimse gelip istemezdi. Kız büyüyüp de başkasına sevdalanırsa her şeyi göze alır, sevdasına "kaçır beni" diye haber gönderirdi.

KIZ İSTEME VE SÖZ KESME
Oğlan evlenme çağma gelince kendisine kız aranır. Şüphesiz ki kıza da kısmet aranır. Oğlanın sevgilisi varsa ve bunu aile büyüklerine duyurup kabul ettirebilirse iş epeyce kolaylaşmış demektir. Evlenmesine karar verilen oğlana kız aranırken bu işe tanıdıklar, halalar ve teyzeler de aracılık eder. Falancmın iyi bir kızı var denir ve aile uygun görürse kız istenir. Bu evliliğe aracı olan kişilere "elçi" denir. "Kapnesten Lipariye elçilediler beni" türküsünde olduğu gibi; bir kızın elçisi olmak, o kızı evlendirmek için aracılık yapmak, bu işi kızın ve oğlanın ailesinin kafasına sokmak demektir. Kız ve oğlanın arasını bulmaya da elçilik yapmak denir.

Elçi her iki aileyi ikna edince, sıra kızı resmen istemeye gelir. Öncelikle oğlanın annesi, eğer oğlanın annesi yoksa aile büyüklerinden biri, yanma aileden bir iki yakınını alarak -bunlardan biri elçi olabilir- kızın evine gider ve kızı ailesinden resmen isterler. Bu kişilere de elçi denir. Burada kadın kadına konuşurlar. Kız tarafı mühlet ister. Kız istemiyorsa ikna edilmeye çalışılır. Durum erkeklere açılır. Dayılara, amcalara sorulur. Aile büyükleri bu evliliği uygun görmeyebilir. Bu durumda elçi vasıtasıyla oğlan tarafına haber gönderilir. Oğlan tarafı ısrarlı ise bir kaç teşebbüs daha yapılır ve nihayet vazgeçilir. Eğer kız tarafı evet diyr .*;kse elçi vasıtasıyla oğlan tarafına haber gönderilir.

Bundan sonra yapılacak iş, evliliğin ve düğünün şartlarını konuşmaktır. Alınacak başlık, kıza kesilecek elbise, kıza yapılacak altın, düğünün ne zaman yapılacağı ve "ara kesme" günü konuşulup karara bağlanır. Bu pazarlıkların bir kısmı "ara kesme" gününde yapılabilir ve son söz "ara kesme"de söylenir.

Ananın "Peştamalı omuzuna vurup kız araması" tabiri mecazidir. Bu tabir, ananın oğlunu evlendirmeye çok istekli olduğunu göstermek için söylenen bir sözdür.

Elçiler bilerek ve bilmeyerek hata yapabilirler. Kızın ve oğlanın kusurlarını gizleyebilirler. Bu nedenle her iki taraf ayrıca birbirlerini araştırırlar.

Görücüye gidenler kişiler çoraplarının birini ters, birini düz giyerdi. Böylecek bunların görücü olduğu belli olurdu. Eve gelen görücüler kızın önüne süpürgeyi yıkar ve mısır taneleri atardı. Eğer kız süpürgeyi kaldırır veya mısır tanelerini toplarsa aptal olmadığına, düzenli olduğuna hükmederlerdi. Kızı konuşturarak durumunu ölçmeye çalışırlardı.

Kız büsbütün yabancı ise, oğlan annesi, kız ve ailesini tanımak için bir bahane ile kızın evine giderdi. Evin ve kızın halini görür, kızın bedensel ve zihinsel bir kusuru olup olmadığını anlamaya çalışırdı. Kız etrafın da çeşitli yollarla erkek tarafını incelemeye alır, bilhassa malına mülküne bakılırdı. Eğer oğlanın çok arazisi varsa zengin demekti. Bu tür incelemeler olmazsa iki taraftan birinin başı yanabilirdi.

Elçiler çok önemli bir görevi yüklenmiş olduklarından kız ve oğlan tarafından ayrı ayrı itibar görür, oğlan tarafı elbise kesilirken elçiye de elbiselik alırdı. Kız tarafı da bohça yapardı.

ARA KESME-NİŞAN-SÖZ KESME
İki taraf anlaşmaya vardıktan sonra "ara kesme" töreni yapılırdı. Ara kesme kızın evinde ve genellikle gece olurdu. Önceden kararlaştırılmış bir günde oğlan tarafından bir gurup erkekle bir gurup kadın ve bir kaç delikanlı kızın evine giderdi. Kız tarafı yemek hazırlar, yakın akraba ve komşuları da çağırırdı. Erkekler ayrı, kadınlar ayrı yerde otururdu. Eğer anlaşmada pürüzlü bir taraf kalmışsa konuşulur ve anlaşmaya varılırdı. Oğlan babası istenen başlık parasını verir, kızın nüfus cüzdanını alırdı. Yemekler yenilerek kalkılır ara kesme tamamlanırdı. Erkek tarafı uğurlanır ve silahlar patlardı. Erkek tarafı bu nişanı kutlamak üzere devrin silahlarına göre silahlarını boşaltırlardı. Çok eskilerde mavzerle tek tek mermi atılırdı. Sonraları dinamik patlatmak ve tabancı ile mermi atmak adet oldu. Daha eskilerde dolma tüfekle şenlik yapılıyordu. Buna "donanma yapmak" denirdi.

Ara kesmeden sonra işin bozulması nadir görülen bir olaydır. Eğer kız tarafı nişanı bozarsa erkek tarafı kızı kaçırabilirdi.

DÜĞÜNE HAZIRLIK
Ara kesmeden sonra düğün hazırlığı başlar. Oğlan evlenme parası peşine düşer, kız da çeyizini tamamlamaya çalışır. Oğlanın düğün parasını biriktirebilmesi için gurbete çıktığı da olurdu.

a. KIZIN ÇEYİZİ
Kızın çeyizinde bir iki top feretiko, melez gömlekler, 40'dan 120'ye kadat İşlemleli kendirbezi peşkir (buna yağlık denirdi), işlemeli diz

peçeteleri, pencere perdeleri ve yastık gevmeleri, bir kaç parça tentene (pencere altlıkları ve yastık gevmeleri için), kaneviça örülmüş sandık örtüsü, konsol örtüsü, elbise örtüsü, ayrıca mendil, çorap, çember, baş örtüsü, dolaylık, havlu, leğen, güğüm, şişeli lamba, takunye, mushaf kabı, iğnelik ve ipek kozalarıyla örülmüş bir pano ve resimlik bulunurdu. Kızın sandığı da kız tarafından temin edilirdi. Eskiden kaparalı sandıklar vardı.

Kızın çeyizinin bir kısmı da bohçalardan oluşurdu. Bunlara çıkma da denirdi. Kız tarafı, kızın kayınpederi, kayınvalidesi ve evli kayınlarına bohça yapardı. Varlıklı olanlar, daha fazla bohça yapabilirdi. Çıkmalarda verilecek kişinin özelliğine göre havlu, peşkir, mendil, çorap, çarşaf, baş örtüsü ve kayınpeder için aynca başına sarmak için abaniye bulunurdu.

Bunlara karşılık oğlan tarafı, karyola ve konsol yaptırırdı. Kızın elbisesini keser, kızın küpesini, yüzüğünü ve altınını alırdı.

b. BOHÇA
Bohça içine çeşitli giysilerin konulduğu dörtköşe kumaşa denir. Bohça kabı değişik renk ve nakış türleri ile süslenebilir. Önceleri bohça çanta yerine kullanılırdı. Daha sonraları genç kızların sandıklarında çeyiz olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Bir genç kızın çeyizinde normal olarak altı bohça bulunur.

Bohça yapımı eskiden günümüze kadar bir gelenek olarak süregelmiştir. Kız tarafı gelin gidilecek evin aile bireylerine bohça yapar. Bu aile bireyleri genel olarak kayınpeder, kayınvalide, kayın, görümce, enişte veya damat gibi yakınlardır. Bohça yapılan kişiler, bohçaya karşılık olarak geline hediye alırlar. Bu hediye umumiyetle altın cinsinden olur. Ayrıca erkek tarafı yapılan bohçalara karşılık kızın ailesine çeşitli hediyeler verirler. Kızın babasına veya annesine elbiselik kumaş veya hazır elbise, kayına ayakkabı vs. alınır. Eğer gelin evli olan görümceye bohça yaparsa görümce geline hem değerli bir hediye alır hem de düğünden bir kaç gün sonra gelin ve ailesini evine davet eder.

Genel olarak bohçanın içinde kayınpeder için gömlek, iç çamaşırı, kravat, çorap, mendil bulunur. Kayınvalidenin bohçasında iç çamaşırı, çorap, mendil, seccade, çarşaf, havlu ve başörtüsü bulunur. Kayınvalidenin bohçası verilirken bahşiş alınır. Damada iki bohça hazırlanır. Birinci bohça gelin ve damadın ortak bohçasıdır. Bunun içinde erkek ve kadın iç çamaşırları, pijama, gecelik ve bornoz bulunur ve yatağın ortasına bırakılır. Diğer bohçada ise terlik, gömlek, kravat, çorap, mendil, iç çamaşırı, mümkünse elde örülmüş kazak bulunur. Kayınvalide, kayınpeder ve damadın bohçaları ise daha özel olarak hazırlanır. Bohçalar hazırlandıktan sonra gelinin sandığının üzerine düzenli bir şekilde dizilir. Düğünden bir kaç gün sonra bohçalar sahiplerine verilir.

BAŞLIK PARASI
Başlık parasına eskiden "Yeği" denirdi. 1950'li yıllardan bu yana başlık parası alınmıyor. Alman yegi, kızın çeyizine ve düğününe masraf edilirdi. 1950'den önceki yıllarda başlık parasının 100 ile 300 lira arasında olduğu söylenmektedir. O zaman bir öğretmenin maaşı 50 lira idi. Bu maaşa bakılarak başlık parasının miktarı konusunda bir mukayese yapmak mümkün olabilir.

Elbise Kesmek: Evlenme safhalarından biri de elbise kesme olayıdır. Elbise kesme, düğüne 15 gün veya bir ay kala yapılır. Elbise kesme için kız ve oğlan tarafı belirlenen bir günde çarşıda buluşurlar. Önceden kararlaştırıldığı şekilde alınacak kumaşlar ve diğer ağırlıklar bu gün alınır.

Elbise kesme günü yapılan alışverişler şunlardır: Gelinlik kumaş, elbiselik kumaş (en az 2, en çok 7 kat elbise için), giyilen çarşaflık kumaş, gelin ayakkabısı, terlik, mendil, iç çamaşırı, şemsiye, küpe, yüzük ve altın Zengin olanlar beşibirlik alırlardı.

Elbise kesilirken kız tarafına alınması gereken çıkmalarda satmahnırdı Kayınpeder ve kayınlara elbiselik kumaş veya bir çift ayakkabı, elçiye dt bir kat elbiselik kumaş.

Kız ve oğlan elbise kesmede hazır bulunmazdı. Elbise onların gıyabında kesilirdi.

Elbise kesme önemli bir olaydır. Nişanlanmış olmanın tescili gibidir. Elbise kesildikten sonra elbiselerin ve gelinliğin dikimi terziye verilir ve terzi usulüne göre elbiseleri dikerdi. Her devrin giyimi ve gelinliği biraz farklı idi. Seferberlik yıllarından önceki gelin kıyafeti başta fes, üç etek vt kaftan şekilde tarif ediliyor. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenle? kadın giysileri bölümüne bakabilirler.

DÜĞÜN VE SAFHALARI
Rize'de düğünler Perşembe ve Pazar günleri yapılırdı ve geleneğe herke uyardı. Düğünler Perşembe yapılacaksa Pazartesinden, eğer Pazar güm yapılacaksa Perşembe gününden başlardı. Düğünlerin üç gün üç gece sürmesi adettendi.

Düğüne kız ve erkez tarafı ayrı ayrı hazırlanırdı.

a) DÜZENCİ
Düğün için görevlendirilen iki kadından birine "düzenci" denirdi. Düzenci üç gün boyunca kızın yanında bulunur ve kızı hazırlardı. Saçlarını keser, sürmesini, allığını çeker, duvağını hazırlar, gelinliğini giydirir ayrıca koca evinde nasıl davranacağını ona öğretir ve üç gün boyunca gelinin yanından ayrılmazdı. Her halde gelinin yanından en son ayrılanlardan biri olurdu.

b) DONDARCI
Düğün için görevlendirilen kadınlardan biri de "Dondarcı" dediğimiz adındır. Dondarcı kız ve erkek tarafından ayrı ayrı tutulan dirayetli ve jecerekli bir aşçı kadındır. Düğün yemeğini pişirmekle görevlidir. Kendine komşular yardımcı olur. Bilhassa baklava açmak gibi daha ilk mden başlayan etkinlikler düğün evine gidip gelmeleri artırır ve her şey iğün neşesiyle olur.

Gerek düzenci ve gerek dondarcı kadınlar hak ettikleri hediyeleri ığün sonunda alırlar.

c) DÜĞÜN DAVETİ
Birinci günden itibaren düğüne davet başlar. Düğüne davet edilecekler k tek gezilerek davet edilir. Düğün günü düğün evine yanlız davetliler lir ve yalnız onlar düğün alayına katılırlar. Gece eğlenceleri herkese ıktır. Eğer düğün akşamlan horonlu olacaksa düğün eğlencelerine her raftan hatta başka köylerden de delikanlılar gelebilir. Düğün sahibinin ınlan ağırlamak gibi bir yükümlüğü yoktur. Yalnız horon eğlencesi varsa ı eğlencelere iştirak ederlerdi.

d) MES-BABUÇ
Düğünün birinci günü erkek tarafı gelinin ağırlığını alıp kızın evine geti-^r. Kızın ağırlığında elbise kesme gününde alınan elbiseler, altın ve hedi-eler bulunurdu. Yeniden sayacak olursak; gelinlik, çarşaf, ayakkabı, terlik, şemsiye; erkek tarafının aldığı çıkmalar. Mes-babuç olayına bazı yer-rde "Bahça Açmak" denir. Bohça açma alayına erkek tarafından bir gu-ıp kadın iştirak eder ve bunlara da bir iki delikanlı refakat ederdi, admlar yanlız gönderilmezdi. Kız, mes-babuç günü takılarını takar ve o inden sonra babasının ve büyüklerinin yanına çakmazdı, gelin olacak ye utanır ve bir odada dururdu. Mes-babuç getiren kimseler yemek yedi-lerek ağırlanırdı. Gelin olacak kız bu gelenlere ne hoş geldiniz der ne de ,üle güle derdi, kimseye görünmezdi. Gelenlerden biri kızın odasına girer akılarını takardı. Anası babası olmayan birinin takılan takması uğursuz-ık sayılırdı.

e) ODA DONATMAK
Düğünden bir gün önce yani Çarşamba veya Cumartesi günleri oda donatma günüdür. Oda donatmaya yine kız tarafından 10-15 kadın birden i^ider ve bunlara yine bir iki delikanlı eşlik ederdi. Oda donatmaya gidenlerden biri sandıkçı idi. Mahallenin fakirlerinden biri, ücretli tutulur ve kızın sandığını yük yaparak oğlanın evine götürürdü. Bu kadına "Yükçü" de denirdi. Sandıkçı sandığı gelin odasına indirir ve üzerine oturarak bahşişini isterdi. Yükçü olarak katırlar ve atlarda kullanılabilirdi. Çeyizi katırla geldi demek bir övünme sözü olurdu.

Oda donatmaya kızın düzencisi de katılırdı. Oda donatıcı kadınlar kızın odasını donatırdı. Kızın elbiselerini, peşkirlerini, mushafmı, iğneliğini, lambasını asar, sandığını, konsolunu, karyolasını hazırlar, örtülerini örterdi. Pencere perdeleri de asılırdı.

Kızın odası donanınca erkek tarafının hazırladığı yemekler yenir ve geri dönülürdü. Damat gelenlere hoş geldin demezdi ve ortalıkta görünmezdi.

Gerek mes-babuçla getirilen eşya ve gerek donatılan oda komşular tarafından görülürdü. Oda bakmaya gitmek veya bohça bakmaya gitmek gibi bir adet vardı.

f. GELİN ODASI
Derleme yapılan yer: Rize
Derlemeyi yapan: Rize Halk Eğitim Müdürlüğü
Kaynak kişi: Zehra Orhon. Rize Çarşı Mah. Rize'li olup Rize'de gelin olmuştur.
1930'lu ve 1940'lı yıllarda gelin odası nasıldı?

1. Gelin karyolası demir veya prinçten olurdu. Karyolanın çeyizi de şöyle idi:

Yatak, yatak üzerine çarşaf, çarşaf üzerine yorgan, yorgan üzerine melez çarşaf veya feretiko çarşaf bulunurdu. Yastık dantelli bir kılıfla giydiri-lirdi. Karyola eteği kanaviçe veya açıkış dantel şeklinde olurdu.

2. Gelin odasında seke veya sedir denir bir divan bulunurdu. Divan üzerine halı veya dokuma kilim döşenirdi veya kalın goblen kumaş örtülürdü. Divan yastıkları ot veya samandan doldurulur ve bu yüzden sertçe olurdu.

3. Gelin Sandığı, odanın bir köşesine konur bu sandığın iki göz felemi-disi yanı iki gözü olurdu. Üzeri nakışlı bir örtü ile örtülürdü.

4. Pencere Perdeleri: Pencerelerde üç kat perde konur perdeler pencere camını az geçerdi. En alt perdede 30 cm. kadar dantel dikilirdi. İkinci kat perde bir keten tülden ibaretti. Üçüncü kat perde de perde kanatlarını ihtiva ediyordu.

Bazı pencerelere amerikan perdeler bulunurdu. Bunlar yaylı olup aşağı ve yukarı çekilebilirdi.

5. Gelin odasına banyo da bulunurdu. Her gelinin çeyizinde olması lazım gelen bakır güğüm, bakır leğen, gümüş hamam tası, simli terlik, sedef kakmalı yüksek ve özel bir çift takunye de odanın bir köşesinde yerini alırdı.

6. Gelin odası el dokuma kilim veya halı ile döşenirdi.

7. Köşe halısı, mushaf kapı ve mushaf, iğnedanlık, elbiselik ve elbise örtüsü oda duvarlarını süsleyen eşyalardı. Ayrıca düğün gününe mahsus olmak üzere gelinin çeyizinde yer alan peşkir ve havlular da duvarlara asılırdı.

8. Gelin odasının bir yerinde konsol konur. Konsolun üzerine konsol aynaları, karpuz lambası bulunur, bir köşeye de gaz lambası asılırdı.

9. Çeyiz sandığında bulunan eşyalar: 10-15 adet çarşaf, pullu peşkirler, çemberler, yaşmaklar, mendiller, merserize ipliği veya yünle dokunan çoraplar, pirkaç top feretiko bez.

10. Elbiselikte bulunan elbiseler: Yünlü elbesi, çiçekli kadife elbise, Döpiyes elbise, (Rolanlı etekli ve oturmalı biçimli) Feretiko, pazen veya divitin sabahlık, (Divitin veya ipekli kumaştan kuşaklı, kruvaze, kollan bol).

11. Gelin, düğün günü gelin odasının sediri üzerinde veya bir masa üzerinde ayakta durur, ellerinde dantel eldiven, göbeği üzerine elleri bağlı, bir elinde oyalı bir mendil.

12. Saçları bigudi şekilde yapılır, kakül ve zuluf kesilir (Erkeklerin favori bırakması gibi) Telli duvak arkadan düşük takılır, önden saç ve zuluf görülsün diye böyle yapılırdı. Asrın başlarında ise gelinlere altın, tepelik takılır ve tepeliğin kenarları altında paralarla çevrilir, çene altına paralar zinciri ile tutturulurdu. Tepelik takmayan gelinler taç takardı.

13. Gelinin kaşları alınır, rasük çekilir, allık sürülür, nadiren de olsa dudaklar boyanır, ellere kına yakılırdı. Gelin ham***** da gidilirdi.

14. Gelin elbisesi pembe, mavi veya beyaz kumaştan dikilir. Kloş etek, belden kesik, üst beden tamamen oturmuş, kolların alt kısmı dar, üst kısmı bol, etek boyu maksi, yaka kapalı olur, yakada dantel bulunurdu. Duvak olarak beyaz ipekli bir duvak takılır, gelin teli kullanılırdı.

Ayak: Müslim çorab (kaim koyu renk, arkadan dikişli) beyaz renk ayakkabı giyilirdi.

15. Gelinin takıları : Kulak küpeleri: lira küpe, elmas küpe veya pırlanta küpe olurdu. Kola ince veya hasır bilezik, 5 cm eninde olan arpa bilezik tabir edilir bir tür takı takılırdı. Boyunda da "beşi bir yerde".

Gelin çeyizinde ayrıca bu günkü örneğine göre namazlık ve teşbih de bulunurdu.
 
Üst Alt